KOCA O KÜZ
“Goc'öküzün dizindedir dermanı dermanı
Ölmede goc'öküz bu yılda kaldır harmanı
Aman aman aşıdın beni
Yoldan şaşırdın beni
Aşka düşürdün beni
Hop hop aynaya bakarsın
Süs püs cilve yaparsın
Yoldan yoldan saparsın(TEKRAR)
***
Goc'öküzü suya saldım içmiyor içmiyor
Amanda goc'öküz bu yıl da vakit geçmiyor
***
Arabacı arabanı düze çek düze çek
Üstündeki güzelleri bize çek.
***
“Koca dağ başında bir bölük duman./ Koca öküzün elinden yandım el'aman./ Haftada yer tam kırk lodalık saman./ Namertlere muhtaç ettin koc'öküz
Koc'öküzü koyuverdim ormana./ Yayılır yayılır gelir dermana./ Döner dolaşır da iner harmana./ Harmanı sapa muhtaç ettin koc'öküz.
Açtım baktım koc'öküzün dişine./ Yeni girmiş üç yüz on beş yaşına./ Ekini yer gelir gölün başına./ Suyu göle muhtaç ettin koc'öküz “
***
“Eskiden öküze “haklı” derlermiş. Bir arkadaşı kendisine “Haklısın” deyince adam kızmış, arkadaşını mahkemeye vermiş. Yargıç, “Bu kadar önemsiz bir şey için mahkeme meşgul edilir mi, ne var bunda kızacak?” deyince bizimki boynunu bükmüş:
“Haklısınız efendim!” demiş.
***
“ Öküz deyip geçmeyin. Nazım Hikmet’in dediği gibi, öküz soframızda yeri kadından önce gelen bir hizmet hayvanıydı, köylünün adeta eli ayağıydı. Traktör yaygınlaşmadan önce, Anadolu köylüsü tarlasını öküzlerle sürer, kağnı arabasını öküzlerle çekerdi. Bir çift öküz parası kazanmak için gurbete çıkardı... Pir Sultan Abdal bir şiirinde çiftçilerin öküzlerini hoş tutmasını öğütler. Bir manide çaresiz kalan âşık: …“Çit dibinde yatarım/Beşli martin atarım/ Ayşe benim olursa/ Öküzleri satarım” der. Çünkü başka çaresi yoktur...
Kurtuluş savaşında kadınlarımız öküz arabalarıyla mermi taşımışlardır. Fazıl Hüsnü Dağlarca, “Mustafa Kemalin Kağnısı” şiirinde öküzlerinden biri ölünce onun yerine kendini koşup düşman üstüne “yüceden yüceden” yürüyen özverili bir Eliften söz eder. Biz de o Elif gibi yüce gönüllü, özverili olmalı, ayaklar altında kalmamalıyız. Öküz gibi boyunduruk altında eziyet çekmekten, ezilmekten, kölelikten ancak böyle kurtulabiliriz.
“İyiliğe, iyilik olsaydı, koca öküze bıçak olmazdı.”
TÜRK ATASÖZÜNDEN *İ DURAK İ* “DERSİNİ ALMIŞTA, EDİYOR EZBER.”
BAŞEĞME DEĞİL YAŞADIKLARIM
“Temizlik yaptım bugün..
Hem de tüm benliğimde.
Bütün kaslarımı, sinirlerimi, kemiklerimi hatta kanımı bile temizledim.
Kırgınlıklarımı dışarı çıkardım ilk önce...
Görmenizi isterdim.
Nasıl da çok yer kaplıyorlarmış inanmazsınız.
Bağışlamayı yerleştirdim yerine özenle.
Titizlikle her birinin üstüne ektim tohumlarını.
Her yere, görebildiğim göremediğim her yere serptim.
Atarken kırgınlıklarımı bakmadım neydi onlar diye. Gelecek geçmişten çok daha fazla yaşanası.
Bakmadım, merak da etmedim.
Bağışlamayı ekerken tekrar kırılmaktan korkuyordum belki.
Kıskançlığımı çıkardım.
Meğer ben ne az kıskançmışım.
Çok kolay oldu. Sevindim.
Sanki kaybedilmiş bir eşyamı bulmuş gibi oldum.
Çok şükür ki kin ve nefret yoktu yüreğimde.
Nasıl temizlerdim hiç bilmiyorum.
Sıra korkularıma gelmişti.
Çıkarmaya bile korktum önce.
Ne de çok alışmışım onlarla yaşamaya.
Bunca acı ve endişeye nasıl alışılır, içten içe bir sevgi nasıl duyulur
anlayamadım.
Yerini toprağını sevmiş mor birer menekşeydiler.
E... ne de olsa iyi bakmıştım onlara.
Her gün yeni yeni korkular ekleyip, endişelerimle sulamıştım.
Mutluluklarımı, ümitlerimi ne de çok ihmal ettiğimi anladım o an.
Bu ilgiyi onlara verseydim, her gün onları düşünüp birer umut daha ekseydim.
Almadan, verip beklemeden sevseydim.
Her şeyden önce, içimdeki gücün ve sevginin daha fazla farkında olsaydım.
Böyle, bahar temizliklerine ihtiyacım kalmazdı.
Çok zorlandım korkularımla.
Birbirlerinin içine halkalar misali girmişlerdi.
Kenetlenmişlerdi adeta.
Ama onları da sevgiyle çıkardım.
Ve onları yaşamış olmaktan
hem de bir zamanlar bir kabus gibi yaşamış olmaktan, pişmanlık duymadan çıkardım. .
Kızsaydım, onlara bağırıp çağırsaydım yine dönüp dolaşıp geleceklerini biliyordum.
Temizlik yaptım bugün. .
Bahar temizliği.
Neşe ektim, hoşgörü, güven, sevgi ektim. .
Almadan vermeyi, sevilmeden de sevmeyi, paylaşmayı ektim.
Korkusuzlukları ektim alabildiğine...
Saatlerce ektim korkusuzluğu...
Mutluluk ektim. Doğallık... Sonsuzluk...
Bağışlama... ektim.
Sevgi ektim her hücreme.
Coşku, heyecan, sessizlik ektim.
Tüm güzel fikirler sessizken geliyor bana...
Kabullenme ektim.
Baş eğme değil
Olduğu gibi kabullenme ...” Edward Morrıson
“Beyoğlu’nda inşaat var, gelir keser sesi. Ustalar meclisinde çıraklar keser sesi.”Uğur Dündar’dan Halit kıvanç’ı sunuma davet tekerlemesidir. Not ettin *İ DURAK İ*.
ZEMHERİDE YOĞURT
Eski takvim aylarından kış ortası anlamına gelen soğuk ve buzlu günleri tanımlayan kavram. Değişik toplumların değişik takvimleri vardır. Her takvimin aylarının adı farklıdır. Arabi aylar, rumi aylar, miladi takvimin ayları farklı farklıdır. Arabi aylardandır. Öz Türkçesiyle;
ZEMHERİ: ar. Karakış (tdk)
Sözcüğümüzün lafzı ve hıfzı anlamlarını sorgulayalım. Siyasi olayları dinlediklerimizin, gördüklerimizin ötesindeki derin anlamına uygun yorumlamalar yapalım.
Medyamız kendi gündemini, siyaset kendi gündemini, siyasi partiler kendi gündemlerini belirlerler. Ülkemizin gerçek sorunlarını görünmez kılarak, görülen siyasi gelişmelerdeki incir çekirdeğini doldurmayacak sorunları, nar tanelerine benzetirler.
Demokrasinin olmazsa olmaz siyasi kurumları, kendi iç sorunlarını halkın önünde çözmeye çalışınca, siyasi arenanın aktörleri kendilerine yeni roller yakıştırırlar.
Yel değirmenlerine karşı silah kuşanan, at binen kahramanları savaş meydanlarında görürsünüz. Ancak savaş zamanı karakış ortasında zafere koşarlar. Karakış ortasında helva ekmek, pekmez bulamayan şovalyelere akıl verenler şöyle diyorlar; Ekmek yoksa, sizde pasta yiyin arkadaş diyerek ekmak bulamayanlarla aklı sıra dalga geçerler.
Siyasi, hukuki ahlaki, sorunlar ve haksız uygulamaların ayyuka çıktığı acayip günleri yaşıyoruz. Meydan şovalyeleri ortalıkta at koşturuyorlar yel değirmenlerine karşı.
Referandum evet ve hayır oranlarının arakasında yatan gerçekleri analiz ederek kendilerine çıkış yolu aradıklarını görüyoruz. Önümüz karakışını nasıl geçireceğininhesabı içinde olan garip ve gurabanın imdadına sosyal devlet ilkesi Hızır gibi yetişiyor.
Senin yandaş, benim yandaş, şöyle bir dolaş, senin için bir şey düşünürüz? Açlıktan, sefaletten, işsiszlikten, yoksulluktan kurtulmanın tek yolu var; yola devam diyeceksin, yol bizim, sadaka sizsin olacak. Çözüm bu kadar.
Sokaktaki herkes gerçekleşmesi güç istek ve dileklerde bulunur,her önüne gelen siyasiye yakınır, siyasiden yakınır. Siyaseti çamur olarak tanımlarlar.
Olmayan demokrasinin siyasi şövalyeleri, kendi kurdukları dükalıkları terk etmeye katlanamamaları, hırs ve öfkelerine yenik düşerler. İç ateşlerini söndürmek için karakışta yoğurt ayran isterler.
Sözün sonu;
“Zemheride yoğurt isteyen cebinde bir inek taşır.”
Gerçekleşmesi güç bir şey isteyen kimse isteğini gerçekleştirecek çareyi kendisi bulmak zorundadır.
Atasözü

0 Comments:
Yorum Gönder
<< Home