ADALET ANLAYIŞIMIZ
Adalet, insan olma yolculuğumuzda sahip olmamız gereken bir erdemdir. Dilimizdeki adalet sözcüğü Arapça ayın dal lam ile yazılan 'adl' kökünden gelir. 'Eşitlik, karşılıklılık, dürüstlük, doğruluk' en bilinen anlamlarıdır Türkçemiz'de. Yine bu kökten gelen 'i'tidal', 'mu'tedil' kelimeleri ölçülü, dengeli, bir anlamıyla edepli olmayı işaret eder.
Adaleti sağlamakla yükümlü insanların adaleti sağlamak adına ölçüyü kaçırmaları, 'i'tidali elden bırakmaları' onların adil olmadıklarının açık belirtisidir. İslam kültüründe 'a'delü'l-adil'in olan, adillerin en adili olan Allah, adalet adına adaletsizlik yapana elbette hak ettiği karşılığı verir. Adalet, Anadolu topraklarındaki binlerce yıldır var olan hikmetin merkezinde duran bir kavramdır.
Öyle anlaşılıyor ki, şu an ülkemizde yaşadığımız olayların da gösterdiği gibi, binlerce yıldır ortaklaşa sahip olduğumuz hikmet derinliğimizi yeterince kavrayamamışız. Adaleti, intikam almak olarak anlıyoruz; yüreklerimiz, anlayamadığımız için düşman bellediğimiz insanları hırpalamayı, üzmeyi amaçlayan kin ve nefretle dolu.
Yine öyle anlaşılıyor ki, bu ülkede insan gibi insan olarak yaşamak için olmazsa olmaz bir koşul olan adaletin ta'dile ihtiyacı var! Ne demek ta'dil? Farklı anlamlarının yanında eskilerin kullandığı haliyle, doğru duruma getirmek, düzeltmek demek. Kendisi ölçü olan adaleti ölçüsüz duruma getirirseniz kaçınılmaz olarak tad”lat gerekir. Adaletsiz adalet olur mu? Adaletsiz adaletin adaletsizliğini kim düzeltecektir? İşimiz a'delü'-adil'in adaletine kalıyor. Peki, biz insanlar, kendi aklımızla, bize emanet olan bu hayatımızda adaleti bulmakta bu kadar aciz miyiz?
Bu Anadolu topraklarının yüzlerce yıllık geçmişinden gelen hikmetimizin temel kavramlarından olan edep, ölçüyü öğretmiyor mu bize? Ağır telkin altında, duygu dünyasını dizginlemekten yoksun, kendi başına düşünemeyen bir insanın ölçülü olmayı bilmesi olanaklı mıdır? Böyle insanların adaleti uygulamasını nasıl bekleyebiliriz? Ölçüsünü kaçırmış, zıvanadan çıkmış bir Türkiye, geleceğe nasıl taşınabilir? Öncelikle bu ülkenin varlığını korumak isteyen adalet uygulayıcıları, ölçülü olmayı bilmiyorlarsa, karşılarına çıkabilecek ölçüsüzlükleri nasıl önleyeceklerdir? Hakemler, oyunu bozmak için midirler? Onlar ne biçim hakemdirler ki sahip olmaları gereken hikmetten yoksun oldukları halde hala hakem olarak hüküm vermeye devam ediyorlar?
Ve adil olduğunu iddia eden birçok insan bu ölçüsüzlük karşısında 'oh olsun, biraz sürünsünler de akılları başlarına gelsin, kıssınlar kuyruklarını, çekilsinler köşelerine de bir daha seslerini çıkarmasınlar' tavrı içinde kayıtsız kalıyorlar; içlerinden kimleri Almanların schadenfreude dedikleri başkasının üzüntüsüne sevinme hali içindeler.
Adaleti çarpıtılmış bir Türkiye, Türkiye değildir. Burada, adaleti sağlayacak kurumların, bu kurumları yaşatacak insanların ağır sorumluluğu var. Onlara güvenmekten başka çaresi olmayan her Anadolu insanın kaygılarını görmezden gelmek, adalet sağlığını sağlamada büyük bir engeldir.
Sağlıklı adalet, adalet duygusunu her dem yüreğinde duyan, veriler ışığında yargılama, irdeleme gücüne sahip, savcılar, yargıçlar, polisler yetiştirmekle gerçekleşir. Türkiye'de adaleti yerine getirecek insanlarımızı nasıl yetiştiriyoruz? Onlara nasıl bir insan anlayışı, ahlak duygusu veriyoruz? Eleştirel düşünmeyi, verileri değerlendirip sonuca varmanın mantıksal işleyişini, teorik ve uygulamalı yönleriyle veriyor muyuz? Yoksa onlara sadece malumat dayatarak, yasalar, kanun maddeleri mi ezberletiyoruz?
Elbette yalnız soruşturma ve yargılama alanında değil, hayatımızın her alanında nasıl insanlar yetiştiriyoruz? Ağır biçimde beyni yıkanmış, bağımsız düşünemeyen, duygu hayatında ağır sorunlar olan, dünyaya insana ait bilgilere yeterince ulaşamamış, üstelik bu cehaletinin de farkında olmayan bir insanın adalet sağlığının bozuk olmasından doğal ne olabilir?
Ülkemizdeki adaletin sağlıksızlığından biz eğiticiler de ağır biçimde sorumluyuz.”Kimin için?
Amfilere doldurulmuş, yüzlerini tanıma olanağı bulamayıp, adlarını bilmediğimiz genç insanların ahlak karakterlerinin oluşumuna, sağlıklı, irdeleyici düşünebilme yeteneklerinin gelişimine yeterince katkımız olmuyor. Sonra bu insanlara adaleti emanet ediyoruz. Hukuk, kendi menfaatimize, inanç sistemimize bir zarar geleceğini düşündüğümüz zaman aklımıza geliyor. Adalet yalnızca beni, benim gibi düşünenleri korusun istiyoruz. Adalet anlayışımızda adalet yok.
Öğrenebilecek mi insanımız adaleti? Biz adalet üzerine nutuk atan yazarçizer takımı biliyor muyuz adaleti? Savcılarımız, yargıçlarımız, polisimiz bilsin istiyoruz. Hepimizin adalet adına masum insanlara uygulanan terör karşısında yüreği titremiyorsa, bilin ki adalet anlayışımızda adalet yok.

0 Comments:
Yorum Gönder
<< Home